İnsan Rab olan Allah'a kulluk etmekle, ondan bir karşılık bekleyecek durumda değildir.
Zira O'na yaptığı kulluk, alacağına karşılık değil aldığına karşılıktır. Çünkü insan, başta varlığı olmak üzere her şeyini Rabbe borçludur. Kulluk etmesi borcunu ödemesi anlamıma gelmez. Zira kulluk ederken alacağı her nefes, yaşadığı her an, kullukta kullandığı her organ, kalbinin her atışı
yeni bir borçtur. Borç borçla ödenmez. O halde Allah'ın istediği kulun borcunu ödemesi değildir. Borçlu olduğunun bilincinde olması ve itiraf etmesidir. Eğer kul borcunu itiraf ederse, Allah ödemiş kabul edecektir. Din, "borç" anlamına gelen 'deyn'den türetilmiştir. Dindarlık, borçluluk bilincidir. Müslüman olmanın tarifi ise bellidir: Allah'ın hakkını Allah'a teslim etmenin tek yolunun Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmaktan geçtiğini
bilmek. Bunu bilenler, Rabden başka sığınak, tutamak, barınak aramazlar.
Mustafa İslamoğlu
Gökhan Yazıcıoğlu
1 Temmuz 2018 Pazar
İNSAN TUHAF VARLIK
Yoktan var olacaksın, yeryüzündeki bütün nimetlerden olabildiğince yararlanacaksın, yeryüzünde istediğin gibi gezecek, eğleneceksin sonra bir kez olsun bunları bana veren benim hizmetime veren benden ne istiyor? neden buradayım? varoluşumun amacı ne? gibi soruları gündemine almayacaksın... İnsan tuhaf varlık.
Ne zannetmiştiniz, sizi boşuna mı yaratmıştık; huzurumuza gelmeyecek miydiniz?”
(Kur'an-Müminün suresi 115.AYET)
İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
(Kur'an- Kıyamet suresi 36.AYET)
VE BİZ, hakikati inkar edenlerin sandığı gibi, göğü ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri bir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık: Vay hallerine (cehennem) ateşindeki o inkarcıların!
(Kur'an-Sad suresi 27.Ayet)
Ne zannetmiştiniz, sizi boşuna mı yaratmıştık; huzurumuza gelmeyecek miydiniz?”
(Kur'an-Müminün suresi 115.AYET)
İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
(Kur'an- Kıyamet suresi 36.AYET)
VE BİZ, hakikati inkar edenlerin sandığı gibi, göğü ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri bir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık: Vay hallerine (cehennem) ateşindeki o inkarcıların!
(Kur'an-Sad suresi 27.Ayet)
TATMİNSİZLEŞTİREMEDİKLERİMİZDENMİSİNİZ?
Seküler sistemin sunduğu hayat görüşü insana hiç bir zaman gerçek tatmini sağlayamaz.. ne kadar çok para o kadar mutluluk ,ne kadar çok haz o kadar çok tatmin anlayışı, moda , televizyon, şöhret olabilme isteği, kariyer, HD görüntülerle dizi/yarışma keyifleri, instagramda like alabilmek için girilen uğraşlar, vb diğer boş uğraşlar tamamen sistemi sorgulamayan, düşünmeyen çoğunluk ne yaparsa kabullenen sürünün parçası aptallara anlık haz elde ettirerek oylamak oyalamak ve oyalamak içindir... Gerçeğin hakikatin peşinden giden sayısı her çağda azınlıktadır. Bu dünyaya neden geldim? neden varoldum ? Varoluşumun bir amacı varmı? gibi soruları gündemine almayan ve bu soruların peşinden gitmeyen insan hiç bir zaman yaşamamıştır...
PEK UMURLARINDA DEĞİL
İnsanların büyük bir kısmının hakikatin ne olduğu umrunda bile değil. Düşünmek gerçeği aramak gibi bir dertleri yok. Yeterki onların isteklerinin bir kısmını tatmin et. Tek istedikleri rahatlarının bozulmaması.
---Hayır, o onlara gerçeği getirdi, ama pek çoğu gerçeklerden hoşlanmıyorlar.
(Kur'an Müminun suresi 70.Ayet)---
---Hayır, o onlara gerçeği getirdi, ama pek çoğu gerçeklerden hoşlanmıyorlar.
(Kur'an Müminun suresi 70.Ayet)---
NEDEN DİNİ PAYLAŞIMLAR YAPIYORUM?
Bazı arkadaşlarım ve yakın çevremdekiler bana soruyor "neden dini paylaşımlar yapıyorsun?" diye. Eskiden nasıl yaşadığımı bildikleri için sormaları gayet normal yadırgamıyorum.
Geçmişte nasıl yaşadığımı yakın çevrem bilir, bilmeyenler icin kısaca bahsetmek gerekirse; ben seküler insanın yaşadığı gibi dünyadan alabildiğince haz alarak yaşayan hayatında din olmayan Allah'ın rızasını kazanmak gibi bir gayesi olmayan biriydim. Biriydim diyorum çünkü yaklaşık 4 seneye kadar bu görüşüm değişti 4 sene öncesi belli bir sorgulama ve anlam arayışına girdim. Bu dünyada ki amacımız nedir ? neden buradayız? neden varolduk? nerden geliyoruz ve nereye gidiyoruz? gibi aslında her insanın belli bir dönem kendisine sorduğu ama geçiştirdiği temel varoluşsal soruları bende kendime sordum. Ölesiye calışarak kazanma hırsı, başarı güdüsü ve sahip olma tutkusu bizi öylesine ele geçirmiş durumda ki varoluşsal çığlıklarımızı duyamaz hakikati göremez hale geliyoruz.
Bende ki bu çığlıklar baya bir artış gösterdi ve ben artık örtemez hale gelip belli bir arayışa girdim. Mesela ölmek bana son derece ilginç geliyordu ben ölmek için mi doğdum ? Eger öleceksem neden yaşıyorum? Yani şunu demek istiyorum, şuan ki sistemin insana biçtiği rol aşağı yukarı aynı; belli bir süre okul dönemi sonrası iş hayatı para kazanmaya başlayınca bir şeyler (ev/araba/vb.) satın almak için girişilen uğraşlar sonrası evlilik çoluk çocuğa karışma ardından emeklilik, çocukların evlenmesi derken sevdiğin insanların yavaş yavaş ölmesi sonra da hop sen gidiveriyorsun ve bitiyor.. ee bu kadar mıydı ? Bunun için mi geldim ben bu dünyaya demez mi insan ? Der... demeli... saçma değil mi? Ölüm var ve sen yaşıyorsun niçin yaşıyorsun ? Sana kalmayacak şeyler için! Öldüğünde bütün herşey yok olacak ve sana hiç bir şey kalmayacak o yüzden insanların çoğu ölümü hiç düşünmüyor ölüm yokmuş gibi yaşıyor, ölümü geçiştirerek/düşünmeyerek ölümsüz olacakmış yanılgısına kapılıyor. Hatta bu tarz konular açılınca hemen kapatmak istiyoruz düşünmek istemiyoruz. Bu yazıyı okuyanlardan bazıları "ne sacmaliyor lan bu" diyebilir desin o tarz beyinlerin zaten benim hayatımda önemli bir yeri yok hiç kafama takmam bana bu tarz soruları gündemine alacak insanlar lazım bir kişi bile olsa bana kafidir.
Benim için yaşamın ve ölümün bir anlamı olmalıydı. Sadece bir şeyler satın almak ve karşı cinsle güzel birliktelikler geçirip alabildiğince haz elde etmek için varolmuş olamazdım.
Çok uzatmıyorum ben bütün kafamdaki soruların cevaplarini "aman sakın elleme çarpılırsın" dedikleri Kur'an'ı elime alıp okumaya başlayınca buldum(çarpılmadım). Kur'an'ı okuduğumda çok şaşırdım şaşkınlığımı üstümden atmak epey bir zamanımı aldı. Çünkü kafamda ki Kur'an ve İslam algısı çok farklıydı ama ben bambaşka bir İslam'la karşılaştım okudukça ve araştırdıkça hayranlığım kat ve kat arttı Kur'an 'ı elimden bırakamaz oldum ve Allah'ın istediği gibi yaşamaya başladım, dini emirleri yerine getirdikçe de ailem ve yakın çevremden "tarikata mı girdin?" "cemaate mi girdin?" gibi soruların muhatabı oldum.
İnsanların kafasına "bir kişi dinini yaşıyorsa illa ki bir yere bağlı olmalı" gibi bir algı oluşturulmuş durumda hele ki geçmişi İslam'a uygun olmayan sonradan dine yönelenlere şucu olmuş, bucu olmuş tarikata girmis, cemaate girmiş diye yaftalamaya meraklı beyinleri iğdiş edilmiş kitle sayısı çok fazla. Oysa Kuran bunu yasaklar sadece Kuran'a tabii olun der. Bende sadece Allah'ın kitabina bağlıyım, aklını ve iradesini başkasına teslim etmek salaklıktır. Ben de salak değilim Allah'a şükür... Dinlediğim takip ettiğim hocalar tabii ki var ama bunların hiç birini mutlak doğru olarak kabul etmem bu putperestliktir! Açıkçası insanların benim hakkımda ne düşündükleri zerre kadar umrumda değil. Ben kendimi insanlara beğendirmek için değil Allah'a beğendirmek için dünyadayım.
Benim Kuran'ı en güzel şekilde anlamak ve İslam'ı en güzel şekilde yaşamak gibi bir davam, Allah'ın rızasını kazanmak gibi bir hedefim var.
Paylaşımlarımı da bu sebepten dolayı yapıyorum. Çünkü Allah Müslümanlara Kuran ayetlerini insanlara ulaştırma/ tebliğ etme sorumluluğu yükler;
---Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldığında “Bu Kitabı insanlara açık açık anlatacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz!” dedi. Verdikleri sözü göz ardı ettiler ve karşılığında geçici bir bedel aldılar. Aldıkları o şey, ne kötüdür!
(Kur'an Al-i İmran 187. Ayet)---
Bu ve bunun gibi bir çok ayetten ötürü öğrendiklerimi gerek Facebook'dan gerekse bulunduğum her ortamda insanlara aktarmaya çalışıyorum. Belki bu sayede bir kişi bile olsa açıp Kur'an'ı okur ve Allah'a teslim olma şerefine nail olarak özgürlüğüne kavuşur.
---Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve “Ben Allah’a tam teslim (müslüman) olanlardanım” diyen kişinin sözünden daha güzelini kim söyleyebilir?
(Kur'an - Fussilet suresi 33. Ayet)---
Geçmişte nasıl yaşadığımı yakın çevrem bilir, bilmeyenler icin kısaca bahsetmek gerekirse; ben seküler insanın yaşadığı gibi dünyadan alabildiğince haz alarak yaşayan hayatında din olmayan Allah'ın rızasını kazanmak gibi bir gayesi olmayan biriydim. Biriydim diyorum çünkü yaklaşık 4 seneye kadar bu görüşüm değişti 4 sene öncesi belli bir sorgulama ve anlam arayışına girdim. Bu dünyada ki amacımız nedir ? neden buradayız? neden varolduk? nerden geliyoruz ve nereye gidiyoruz? gibi aslında her insanın belli bir dönem kendisine sorduğu ama geçiştirdiği temel varoluşsal soruları bende kendime sordum. Ölesiye calışarak kazanma hırsı, başarı güdüsü ve sahip olma tutkusu bizi öylesine ele geçirmiş durumda ki varoluşsal çığlıklarımızı duyamaz hakikati göremez hale geliyoruz.
Bende ki bu çığlıklar baya bir artış gösterdi ve ben artık örtemez hale gelip belli bir arayışa girdim. Mesela ölmek bana son derece ilginç geliyordu ben ölmek için mi doğdum ? Eger öleceksem neden yaşıyorum? Yani şunu demek istiyorum, şuan ki sistemin insana biçtiği rol aşağı yukarı aynı; belli bir süre okul dönemi sonrası iş hayatı para kazanmaya başlayınca bir şeyler (ev/araba/vb.) satın almak için girişilen uğraşlar sonrası evlilik çoluk çocuğa karışma ardından emeklilik, çocukların evlenmesi derken sevdiğin insanların yavaş yavaş ölmesi sonra da hop sen gidiveriyorsun ve bitiyor.. ee bu kadar mıydı ? Bunun için mi geldim ben bu dünyaya demez mi insan ? Der... demeli... saçma değil mi? Ölüm var ve sen yaşıyorsun niçin yaşıyorsun ? Sana kalmayacak şeyler için! Öldüğünde bütün herşey yok olacak ve sana hiç bir şey kalmayacak o yüzden insanların çoğu ölümü hiç düşünmüyor ölüm yokmuş gibi yaşıyor, ölümü geçiştirerek/düşünmeyerek ölümsüz olacakmış yanılgısına kapılıyor. Hatta bu tarz konular açılınca hemen kapatmak istiyoruz düşünmek istemiyoruz. Bu yazıyı okuyanlardan bazıları "ne sacmaliyor lan bu" diyebilir desin o tarz beyinlerin zaten benim hayatımda önemli bir yeri yok hiç kafama takmam bana bu tarz soruları gündemine alacak insanlar lazım bir kişi bile olsa bana kafidir.
Benim için yaşamın ve ölümün bir anlamı olmalıydı. Sadece bir şeyler satın almak ve karşı cinsle güzel birliktelikler geçirip alabildiğince haz elde etmek için varolmuş olamazdım.
Çok uzatmıyorum ben bütün kafamdaki soruların cevaplarini "aman sakın elleme çarpılırsın" dedikleri Kur'an'ı elime alıp okumaya başlayınca buldum(çarpılmadım). Kur'an'ı okuduğumda çok şaşırdım şaşkınlığımı üstümden atmak epey bir zamanımı aldı. Çünkü kafamda ki Kur'an ve İslam algısı çok farklıydı ama ben bambaşka bir İslam'la karşılaştım okudukça ve araştırdıkça hayranlığım kat ve kat arttı Kur'an 'ı elimden bırakamaz oldum ve Allah'ın istediği gibi yaşamaya başladım, dini emirleri yerine getirdikçe de ailem ve yakın çevremden "tarikata mı girdin?" "cemaate mi girdin?" gibi soruların muhatabı oldum.
İnsanların kafasına "bir kişi dinini yaşıyorsa illa ki bir yere bağlı olmalı" gibi bir algı oluşturulmuş durumda hele ki geçmişi İslam'a uygun olmayan sonradan dine yönelenlere şucu olmuş, bucu olmuş tarikata girmis, cemaate girmiş diye yaftalamaya meraklı beyinleri iğdiş edilmiş kitle sayısı çok fazla. Oysa Kuran bunu yasaklar sadece Kuran'a tabii olun der. Bende sadece Allah'ın kitabina bağlıyım, aklını ve iradesini başkasına teslim etmek salaklıktır. Ben de salak değilim Allah'a şükür... Dinlediğim takip ettiğim hocalar tabii ki var ama bunların hiç birini mutlak doğru olarak kabul etmem bu putperestliktir! Açıkçası insanların benim hakkımda ne düşündükleri zerre kadar umrumda değil. Ben kendimi insanlara beğendirmek için değil Allah'a beğendirmek için dünyadayım.
Benim Kuran'ı en güzel şekilde anlamak ve İslam'ı en güzel şekilde yaşamak gibi bir davam, Allah'ın rızasını kazanmak gibi bir hedefim var.
Paylaşımlarımı da bu sebepten dolayı yapıyorum. Çünkü Allah Müslümanlara Kuran ayetlerini insanlara ulaştırma/ tebliğ etme sorumluluğu yükler;
---Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldığında “Bu Kitabı insanlara açık açık anlatacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz!” dedi. Verdikleri sözü göz ardı ettiler ve karşılığında geçici bir bedel aldılar. Aldıkları o şey, ne kötüdür!
(Kur'an Al-i İmran 187. Ayet)---
Bu ve bunun gibi bir çok ayetten ötürü öğrendiklerimi gerek Facebook'dan gerekse bulunduğum her ortamda insanlara aktarmaya çalışıyorum. Belki bu sayede bir kişi bile olsa açıp Kur'an'ı okur ve Allah'a teslim olma şerefine nail olarak özgürlüğüne kavuşur.
---Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve “Ben Allah’a tam teslim (müslüman) olanlardanım” diyen kişinin sözünden daha güzelini kim söyleyebilir?
(Kur'an - Fussilet suresi 33. Ayet)---
ALLAH'IN SANATINA HAYRAN OLMAMAK MÜMKÜN MÜ?
Kur'an insanları etrafa baktırarak yaratılışlar üzerinde düşünmeye davet etmektedir.
Vakıa Suresi’nden bir örnek:
“Sizi yaratan biziz. O halde (ey insanlar) bu gerçeği neden hala kabullenmezsiniz? Boşalttığınız meniye hiç baktınız mı? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?”
[Kur'an 56/57-59]
İnsanın mucizevi yaratılışına bir gönderme. Bir boşalmada açığa çıkan meni, 100 milyon ile 300 milyon arası sperm barındırır. Dişi yumurtayı ise bu yüz milyonlarla ifade edilen spermlerden sadece ve sadece bir tanesi döller.
Bu boşaltılan meniden açığa çıkan bir damladan çok daha küçük olan sperm günü geldiğinde tüm organlarıyla, kaslarıyla, iskeletiyle, beyni, gözleri kulakları ile insan olacaktır.
(Mucizeyi uzaklarda aramamak lazım)
“Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik.
(Bu konuda) bizim önümüze geçilmez..”
[Kur'an 56/60-61]
Bu ayetler yeniden dirilişin ne mahiyetini ne de oluş biçimini kavrayabileceğimizi fakat her halükarda bu hayattan farklı olacağını belirtiyor.
“Andolsun, birinci yaratılışı biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!”
[Kur'an 56/62]
Allah'ın ilk yaratışına bu dünyada şahit oluyoruz; uçsuz bucaksız bir evreni, birçok canlı çeşidini yaratanın bunların bir benzerini tekrar yaratmaya gücü yetmez mi? Konu ile alakalı ölülere okunan ama anlamı hiç düşünülmeyen Yasin Suresi’ndeki o muazzam ayetleri de paylaşmazsam olmaz!
“İnsan, kendisini bir damlacıktan yarattığımızı görmez mi ki bize karşı apaçık bir düşman kesilir? Kendi yaratılışını unutmuş da bize örnek veriyor. Bir de şöyle diyor: Şu çürümüş kemiklere kim hayat verecek?
De ki: Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir.
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette güç yetirir. Her şeyi bilen Alim, sürekli yaratan Hallak O'dur..”
[Kur'an 36/77-81]
Vakıa Suresi’nde ki sorulara devam:
“Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?”
[Kur'an 56/63-64]
Su ve hava olmadan yaşayamayacağımızı hepimiz biliriz. Peki, toprak olmadan yaşayamayacağımızın acaba yeterince bilincinde miyiz? İnsan hayatı için gerekli olan en önemli hususlardan biri de rızıktır. Bu ayetleri beton yığınları arasına sıkışıp kalmış modern insanın algılaması biraz zor. Köye gidip Allah'ın bizim için topraktan çıkardığı birbirinden lezzetli, rengarenk ve çok faydalı rızıkların nasıl yetiştiğini gözlemlediğimizde ve bunun bizim hayatımız için ne kadar önemli bir husus olduğunu kavradığımızda Allah'ın sanatına hayran olmamak elde midir?
“İçmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu bulutlardan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz? Eğer dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmiyor mu?”
[Kur'an 56/68-70]
Ayetin dikkat çektiği husus ilginç değil mi? Yağmur suyunun tuzlu olmaması da Allah'ın harika planı sonucunda olmaktadır. Yağmur bulutlarının kaynağı suların buharlaşması sonucu oluşur. Buharlaşan suyun %90'ından fazlası tuzlu suya sahip okyanuslardan ve denizlerden olmaktadır. Suyun buharlaşması ile ilgili kanunlar öyle ayarlanmıştır ki su, en pis denizlerden, en tuzlu okyanuslardan, en çamurlu sulardan dahi buharlaşırken pislikten, tuzdan, çamurdan arınır. Bu yüzden okyanusların, denizlerin sularını içemiyoruz ama buralardan buharlaşan suyun yağmur olarak yağması sonucunda oluşan kaynaklardaki suyu içebiliyoruz.
Allah, adeta bizim için arıtma sistemi kurmuş. Böylesine ikram sahibi bir Yaratıcı'ya
"Şükretmemiz gerekmiyor mu?"
“Tutuşturduğunuz ateşi de mi düşünmediniz?
Onun ağacını siz mi oluşturuyorsunuz yoksa oluşturan biz miyiz?
Biz ateşi, hem bilgi konusu hem ihtiyacı olanlar için yararlı bir şey haline getirdik..”
[Kur'an 56/71-73]
Ateşin önemini bilmeyen yoktur. Yemek pişirmeden, ısınmaya, gece etrafı görmeye kadar birçok yararı var. Evet belki bugün odun yakarak ısınmıyor, gece etrafı görmek için ampuller kullanıyoruz ama ateşin hayatımızda ki önemi yadsınamaz. Hele ki o dönemin insanları için çok daha büyük bir önem taşıyordu.
Kur'an daha birçok yerinde bizi yaratılışlar üzerinde düşünmeye davet etmektedir. Kur'an sadece helal-haramların, ibadetlerin ve duaların olduğu bir kitap değildir. Düşünme, akletme ile ilgili ayetler şekilsel ibadetlerle ilgili ayetlerden çok daha fazla sayıdadırlar. Müslümanlar kendi inandıkları kitaptan bîhaber yaşadıkları ve aklı terk ettikleri için düşünme ve akletme ile ilgili ayetler hiçbir zaman "sakız orucu bozar mı?" sorusuna gösterilen ilgiyi görmemiş ve gündemde yerini almamıştır.
Vakıa Suresi’nden bir örnek:
“Sizi yaratan biziz. O halde (ey insanlar) bu gerçeği neden hala kabullenmezsiniz? Boşalttığınız meniye hiç baktınız mı? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?”
[Kur'an 56/57-59]
İnsanın mucizevi yaratılışına bir gönderme. Bir boşalmada açığa çıkan meni, 100 milyon ile 300 milyon arası sperm barındırır. Dişi yumurtayı ise bu yüz milyonlarla ifade edilen spermlerden sadece ve sadece bir tanesi döller.
Bu boşaltılan meniden açığa çıkan bir damladan çok daha küçük olan sperm günü geldiğinde tüm organlarıyla, kaslarıyla, iskeletiyle, beyni, gözleri kulakları ile insan olacaktır.
(Mucizeyi uzaklarda aramamak lazım)
“Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik.
(Bu konuda) bizim önümüze geçilmez..”
[Kur'an 56/60-61]
Bu ayetler yeniden dirilişin ne mahiyetini ne de oluş biçimini kavrayabileceğimizi fakat her halükarda bu hayattan farklı olacağını belirtiyor.
“Andolsun, birinci yaratılışı biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya!”
[Kur'an 56/62]
Allah'ın ilk yaratışına bu dünyada şahit oluyoruz; uçsuz bucaksız bir evreni, birçok canlı çeşidini yaratanın bunların bir benzerini tekrar yaratmaya gücü yetmez mi? Konu ile alakalı ölülere okunan ama anlamı hiç düşünülmeyen Yasin Suresi’ndeki o muazzam ayetleri de paylaşmazsam olmaz!
“İnsan, kendisini bir damlacıktan yarattığımızı görmez mi ki bize karşı apaçık bir düşman kesilir? Kendi yaratılışını unutmuş da bize örnek veriyor. Bir de şöyle diyor: Şu çürümüş kemiklere kim hayat verecek?
De ki: Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir.
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette güç yetirir. Her şeyi bilen Alim, sürekli yaratan Hallak O'dur..”
[Kur'an 36/77-81]
Vakıa Suresi’nde ki sorulara devam:
“Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?”
[Kur'an 56/63-64]
Su ve hava olmadan yaşayamayacağımızı hepimiz biliriz. Peki, toprak olmadan yaşayamayacağımızın acaba yeterince bilincinde miyiz? İnsan hayatı için gerekli olan en önemli hususlardan biri de rızıktır. Bu ayetleri beton yığınları arasına sıkışıp kalmış modern insanın algılaması biraz zor. Köye gidip Allah'ın bizim için topraktan çıkardığı birbirinden lezzetli, rengarenk ve çok faydalı rızıkların nasıl yetiştiğini gözlemlediğimizde ve bunun bizim hayatımız için ne kadar önemli bir husus olduğunu kavradığımızda Allah'ın sanatına hayran olmamak elde midir?
“İçmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu bulutlardan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz? Eğer dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmiyor mu?”
[Kur'an 56/68-70]
Ayetin dikkat çektiği husus ilginç değil mi? Yağmur suyunun tuzlu olmaması da Allah'ın harika planı sonucunda olmaktadır. Yağmur bulutlarının kaynağı suların buharlaşması sonucu oluşur. Buharlaşan suyun %90'ından fazlası tuzlu suya sahip okyanuslardan ve denizlerden olmaktadır. Suyun buharlaşması ile ilgili kanunlar öyle ayarlanmıştır ki su, en pis denizlerden, en tuzlu okyanuslardan, en çamurlu sulardan dahi buharlaşırken pislikten, tuzdan, çamurdan arınır. Bu yüzden okyanusların, denizlerin sularını içemiyoruz ama buralardan buharlaşan suyun yağmur olarak yağması sonucunda oluşan kaynaklardaki suyu içebiliyoruz.
Allah, adeta bizim için arıtma sistemi kurmuş. Böylesine ikram sahibi bir Yaratıcı'ya
"Şükretmemiz gerekmiyor mu?"
“Tutuşturduğunuz ateşi de mi düşünmediniz?
Onun ağacını siz mi oluşturuyorsunuz yoksa oluşturan biz miyiz?
Biz ateşi, hem bilgi konusu hem ihtiyacı olanlar için yararlı bir şey haline getirdik..”
[Kur'an 56/71-73]
Ateşin önemini bilmeyen yoktur. Yemek pişirmeden, ısınmaya, gece etrafı görmeye kadar birçok yararı var. Evet belki bugün odun yakarak ısınmıyor, gece etrafı görmek için ampuller kullanıyoruz ama ateşin hayatımızda ki önemi yadsınamaz. Hele ki o dönemin insanları için çok daha büyük bir önem taşıyordu.
Kur'an daha birçok yerinde bizi yaratılışlar üzerinde düşünmeye davet etmektedir. Kur'an sadece helal-haramların, ibadetlerin ve duaların olduğu bir kitap değildir. Düşünme, akletme ile ilgili ayetler şekilsel ibadetlerle ilgili ayetlerden çok daha fazla sayıdadırlar. Müslümanlar kendi inandıkları kitaptan bîhaber yaşadıkları ve aklı terk ettikleri için düşünme ve akletme ile ilgili ayetler hiçbir zaman "sakız orucu bozar mı?" sorusuna gösterilen ilgiyi görmemiş ve gündemde yerini almamıştır.
ALLAH'IN BİZİM İMANIMIZA NE İHTİYACI VAR?
Allah'ın bizim imanımıza ne ihtiyacı var?
İman “körü körüne inanmak" değildir. "İman" kelimesi ile aynı kökten Türkçe’de de kullandığımız kelimeden biri de “emniyet” kelimesidir ki “güvenlik” anlamına gelir. İman kavramı Kur’an’dan öğrenildiğinde de aynı anlama yani “güven” anlamına gelir. İman etmek her kararında her işinde neyin iyi, neyin kötü olduğunu belirleme konusunda Allah’a güvenmek demektir. İmana hâşâ Allah'ın değil insanların ihtiyacı vardır. Allah'a ve gönderdiği kitaba gereği gibi iman etmek(güvenmek) kendini güvende ve mutlu hissetmektir.
"Benim tarafımdan size doğru yolu gösteren bir rehber gelirde kim o rehbere uyarsa artık o ne sapar, ne de mutsuz olur.”
[Kur'an- 20/123]
"Kim de kitabımdan yüz çevirirse onun sıkıntılı bir hayatı olur."
[Kur'an- 20/124]
"Erkek olsun, kadın olsun, kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa ona güzel bir hayat yaşatırız."
[Kur'an- 16/97]
Mutluluğun sırrı Allah'a iman edebilmekten geçiyor paradan değil.
İman “körü körüne inanmak" değildir. "İman" kelimesi ile aynı kökten Türkçe’de de kullandığımız kelimeden biri de “emniyet” kelimesidir ki “güvenlik” anlamına gelir. İman kavramı Kur’an’dan öğrenildiğinde de aynı anlama yani “güven” anlamına gelir. İman etmek her kararında her işinde neyin iyi, neyin kötü olduğunu belirleme konusunda Allah’a güvenmek demektir. İmana hâşâ Allah'ın değil insanların ihtiyacı vardır. Allah'a ve gönderdiği kitaba gereği gibi iman etmek(güvenmek) kendini güvende ve mutlu hissetmektir.
"Benim tarafımdan size doğru yolu gösteren bir rehber gelirde kim o rehbere uyarsa artık o ne sapar, ne de mutsuz olur.”
[Kur'an- 20/123]
"Kim de kitabımdan yüz çevirirse onun sıkıntılı bir hayatı olur."
[Kur'an- 20/124]
"Erkek olsun, kadın olsun, kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa ona güzel bir hayat yaşatırız."
[Kur'an- 16/97]
Mutluluğun sırrı Allah'a iman edebilmekten geçiyor paradan değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)